The Tragedy of Commons: Ortak Malların Trajedisi

0
“The Tragedy of Commons” (ortak malların trajedisi) 1833 yılında ekonomist William Forster Lloyd tarafından ortaya atılan ve 1968’de Science dergisinde yayınlanan makalesiyle Garret Hardin tarafından genelleştirilen bir teoridir.
Bu teoriye göre her bir birey, toplumsal faydadan çok kendi çıkarını gözeterek, ortak kullanıma açık olan kaynakları (hava, su, otlaklar, denizdeki balıklar, ormanlar vs.) gereğinden fazla tüketir; bu da tahribata ve kaynakların tükenmesine, yani kıtlığa neden olur. Örneğin, ortak bir merada koyunlarını otlatan çobanlardan biri, hayvanlarının daha etli olmasını isteyerek, gereğinden fazla otlatma yapabilir ve bunu gören diğer çobanlar da ortak kaynaktan daha çok pay almak amacıyla aynı şekilde davranabilir. Bu durumda kısa sürede merada ot kalmayacak ve olması gerektiği kadar otlatma yapan bir çoban da bu sonuçtan muzdarip olacaktır.
Makale bir yandan özelleştirmeye güzelleme yapsa da, burada asıl sorun malların “ortak” olmasından ziyade, yanlış kaynak yönetimidir. Neticede özelleştirme hayatımıza girmeden, yüzyıllar boyunca, insanlar ihtiyaçlarını kıtlıkla sonuçlanacak aşırı tüketim olmadan da giderebilmiştir.
Devasa ölçekli şirketlerin, ucuz ve çok sayıda üretim yapabilmek için doğayı tahrip ettiği bir sır değil. Ucuz ürün satarak, inanılmaz kar elde eden bu sistem, bize hizmet ediyor gibi görünürken, aslında sınırlı kaynaklardaki hakkımızı, fütursuzca kullanıyor, yok ediyor. Maalesef bu konudaki düzenlemeler ve getirilen sınırlamalar, Dünya’mıza verilen zarar göz önüne alındığında, yetersiz kalıyor. Bu nedenle, bireyler olarak hakkımızı korumak bize düşüyor.

Teorinin Tekstil Sektörü’ndeki Yeri

Tekstil Sektörü’nün de çalışma şekli “The Tragedy of Commons” teorisini destekler nitelikte. Ucuz giysilerimiz için, sadece etikette yazan fiyatları değil, üretiminde kullanılan “ortak” kaynaklarımızı da harcıyoruz. 10 tl’ye tshirt satın almadan yaşayabiliriz ancak temiz su kaynaklarımız olmadan uzun süre yaşayamayız. Alışveriş tercihlerimizi bireysel olarak değiştirmek atılması gereken çok önemli bir adım, ancak kolektif bir baskıyla hem markaları hem de kural koyucuları etkilemek ve sorumluluklarını yerine getirmeye zorlamak, “aşırı otlatma yapmayan çobanlar” olarak hakkımızı korumak adına çok daha önemli.
Şirketlerden, üretim yöntemleri ve koşulları konusunda şeffaf olmalarını ve ortak kullandığımız her türlü kaynaktaki hakkımızı talep etmek zorundayız. Bu hem bizim hem de gelecek kuşakların devamlılığı, sistemin sürdürülebilirliği için gereklidir.
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.