Sürdürülebilir Üretim Dergisi – Sürdürülebilir bir Tekstil Sektörü: Engeller ve Çözümler

surdurulebilir uretim dergisi

01/07/2022 | 4 dk okuma süresi

Sürdürülebilir Üretim Dergisi‘nin Temmuz-Ağustos sayısında “Sürdürülebilir Bir Tekstil Sektörü: Engeller ve Çözümler” isimli yazımla ben de yer aldım. Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Son 20 yıldır hızlı üretim-tüketim döngüsüne bel bağlayan tekstil/moda sektörü; sürdürülebilirliği, gezegenimiz ve toplum için bir çıkış yolu olarak ele almak yerine, aşırı tüketimi meşrulaştırmak için kullanmayı tercih etti. Böylece toplumda artan çevresel ve sosyal farkındalığa karşın, müşterilerine daha “yeşil” ürünler sunarak satışlarını kaybetmemiş oldu. Gezegenin kurtuluşunu bireylerin seçimlerine indirgeyen bu sistem, uzun ve karmaşık tekstil tedarik zincirinin karanlık yüzünü, yani asıl sorunu ve suçluyu gizliyor. Tam da bu noktada sürdürülebilir bir gelecek için en önemli faktörlerden biri göze çarpıyor: şeffaflık.

Tekstil Tedarik Zinciri

Tekstil, dünyadaki en uzun ve karmaşık tedarik zincirine sahip sektörlerden bir tanesi. Basit bir pamuk tişörtün bile uzun bir üretim süreci var.

Süreç, ana materyal olan pamuğun tarlada yetiştirilmesi ile başlar. Konvansiyonel pamuk tarımında çok miktarda su ve kimyasal kullanılır. Bu kimyasallar toprağın verimliliğini düşürürken pamuk işçisinin sağlığını tehlikeye atar. Toplanan pamuk elyafı sırasıyla iplik ve kumaş haline getirildikten sonra kesim/dikim aşamasına gelir. Bu aşama henüz tam olarak otomatikleştirilemediğinden hala iş gücü yoğun bir şekilde ilerler. Tekstildeki seri üretimin hızlı ve özensiz yapısı, terzilik gibi ustalık gerektiren bir zanaata ihtiyaç duymaz. Bu nedenle giysilerimizi diken tekstil işçileri, çok düşük ücretlerle çalıştırılır. Bu özensiz üretimin bir sonucu olarak ortaya çıkan kalitesiz giysilerin kullanım ömürleri de oldukça kısadır.

Giysilerimizi renklendirmek, onlara estetik ve konfor özellikleri kazandırmak için; elyaf, iplik, kumaş veya giysi aşamasında ıslak işlem denen boyama, baskı ve terbiye işlemleri uygulanır. Bu işlemler bol miktarda, su, enerji ve kimyasal gerektirir. Yapılan çalışmalara göre; küresel karbondioksit salınımının %10’u ve endüstriyel su kirliliğinin %20’si tek başına tekstil sektöründen kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda üretim fazlası, satılamayan veya satıldıktan sonra birkaç kullanım sonrası çöp haline gelen giysiler, büyük bir katı atık problemine de sebep olur.

Her aşamasında bu kadar çok çevresel ve sosyal etkinin yaratıldığı bir endüstride, sürdürülebilirlikten bahsetmek için materyal eldesinden kullanım sonrasına kadar ayrıntılı bir etki analizi yapılması gerekir. Süreci iyileştirmek için ayrılan kaynaklarsa, en çok etkinin yaratıldığı alana harcanmalıdır.

Yeşil Badana (Green washing)

Tekstil sektöründeki sürdürülebilirlik çalışmalarına baktığımızda pek çok iyi uygulama görüyoruz. Organik, geri dönüştürülmüş ve/ya biyobozunur materyal kullanımı, az su gerektiren üretim teknikleri, ekolojik kimyasallar, güneş ve rüzgâr gibi temiz enerji kaynaklarına yatırım, su, buhar ve kimyasalların geri kazanımı ve yeniden kullanımı bunlardan sadece birkaçı.

Moda markalarının bu iyi uygulamaları ne kadar takip ettiği ise tartışmalı bir konu. Markalar, etki analizlerini yapıp en çok zararın yaratıldığı alana odaklanmak yerine, genellikle ilk bakışta müşterinin ilgisini en çok çeken yerlere yatırım yapmayı tercih ediyor.

Örneğin, mağazaya girdiğinizde gözünüze “sürdürülebilirlik” temalı bir koleksiyon çarpıyor: minimalist modeller, toprak tonları ve  craft kağıttan etiketler üzerine ekolojik bir hava yaratan yaprak desenleri görüyorsunuz. Koleksiyonun reklamları her türlü platformda karşınıza çıkıyor. Ancak ürünlerin içerik etiketlerine baktığınızda “%5 organik pamuk, %95 polyester” gibi bir tabloyla karşılaşıyorsunuz. Marka, pahalı olduğu için ürününde sadece %5 oranında organik materyal kullanırken iş ürünün reklamını yapmaya geldiğinde, büyük bütçeler ayırmaya razı oluyor. Yani; eldeki finansal güç, gerçekten doğa ve insanların iyiliği için kullanılmaktansa, yapılan en ufak iyileştirmenin reklamına harcanıyor. (Yeşil badana-green washing) Ürünün detayına bakmayan veya karmaşık tedarik zincirinden bihaber olan müşteri ise reklamlara inanarak, bu ürünü satın alınca doğayı koruyabileceği yanılgısına kapılıyor.

Sorumluluk Üreticinin Omuzlarında

Sektörde yapılan az sayıdaki iyi uygulamanın tüm maddi yükümlülüğü ise üreticilere yıkılıyor.

Küresel moda markaları, çalıştıkları üreticilerden belirli çevresel ve sosyal standartlara uymalarını bekler. Talep edilen “check-list”deki tüm maddeleri gerçekleştiremeyen üreticiler, ilgili markaya üretim yapamaz. Burada çok temel iki sistemsel sorun ortaya çıkıyor:

  1. Markalar, ister entegre bir üretim tesisi ister ufak çapta bir atölye olsun, tüm tedarikçilerinden aynı standartları karşılamasını bekliyor. Kimi zaman yaptıkları işin doğasına aykırı kurallarla karşılaşan tedarikçiler, bu check-list’i doldurabilmek için, kaynaklarını operasyonlarında bir iyileştirmeye yol açmayan, verimsiz yerlere harcamak zorunda kalıyor.
  2. Markaların genellikle sürdürülebilirlik ve satın alma operasyonları için farklı ekipleri oluyor. Yani, aynı markanın sürdürülebilirlik ekibi üreticilerden çevresel ve sosyal uygunluk için pahalı sertifikalar talep ederken, satın alma ekibi maliyetleri azaltmak için onlarla sıkı bir fiyat pazarlığına oturuyor. Üreticiler ise tüm bu talepleri karşılamaya çalışırken kendilerini fiyat-sürdürülebilirlik çıkmazında buluyor.

“Check-list” doldurma üzerine kurulan bu sistem, zaman ve para kaybına yol açıyor. Daha da kötüsü, gezegeni ve toplumu korumak için konan kurallar, kaçınılmaz olarak markalara ekstra bir maliyet çıkarınca, kitabına uydurularak (!) göz ardı edilebiliyor.

Çözüm: Şeffaflık

2013 yılında, Bangladeş’deki Rana Plaza isimli tekstil üretim merkezi çöküp, içindeki 1134 tekstil işçisi hayatını yitirdiğinde birçok global marka orada üretim yapmadığını iddia etti. İlerleyen günlerde göçüğün altından çıkan marka etiketleri ise onları yalanladı. Bu da aslında hali hazırda var olan sistemin çalışmadığını; giydiğimiz giysilerin nerede, hangi koşullarda, kimler tarafından üretildiği hakkında ne kadar az fikrimiz olduğunu ortaya çıkardı.

Çoğu zaman markaların, hızlı ve ucuz üretimlerini “müşteri talebi” diyerek meşrulaştığını görüyoruz ancak müşteriler tedarik zinciri boyunca kapalı kapılar ardında olanlardan haberdar değil. Eğer nihai kararı verme görevi müşterilere yüklendiyse, onları doğru bir şekilde bilgilendirmek markalar, üreticiler, sivil toplum örgütleri ve hatta devletler ve devlet üstü kurumların da aralarında yer aldığı tüm sektör paydaşlarının sorumluluğundadır.

Gezegenimizin ve insanların refahı için; markaların koyduğu ve kendi inisiyatiflerinde uyguladıkları kurallara bel bağlayamayız. Karşı karşıya olduğumuz küresel sorunların çözümü, şeffaf ve operasyonları hakkında hesap sorulan bir tekstil sektöründen geçiyor. Bir ürünün, üretildiği bölgenin içme suyunu kirlettiğini ve bir çocuk tarafından şiddet uygulanarak dikildiğini bile bile onu gönül rahatlığı ile satın alıp giyebilecek kaç kişi vardır?

İlginizi Çekebilir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.