Kaos GL – Tişörtünüzün İklim Krizine Etkisi

Kaos GL

01/09/2021 | 5 dk okuma süresi

Kaos GL Dergisi‘nin İklim konulu 184. sayısında “Tişörtünüzün İklim Krizine Etkisi” yazısıyla ben de yer aldım. Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

İnsan ne ile yaşar?

Sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarımız toplumdan topluma değişiklik gösterse de maddi olanlar nesillerdir aynı kaldı: temiz hava, temiz su ve gıda. Irk, dil, din, cinsiyet, cinsel kimlik, siyasi düşünce, felsefi inanç, yaşanan ülke ve/ya gelirden bağımsız olarak insanlığın belki de tek ortak paydası bu. Şu ana kadar, bu en temel ihtiyaçlarımız için bile, dünyanın bize sunduklarını adil olarak paylaşamamışken artık bu adaletsizliği daha da derinleştiren bir sorunumuz var: iklim krizi.

Bilim insanlarının on yıllardır devam eden uyarılarına karşın, iklim krizi ile ilgili endüstrilerin, yerel yönetimlerin, devletlerin ve devlet üstü kurumların harekete geçmesi daha yeni sayılır. Harekete geçmek derken, bu konuyu gündemlerine almaları ve olumsuz çevresel etkilerini azaltmak için hedefler koyup, taahhütler vermelerinden bahsediyorum. İklim krizinin neden olacağı yıkımı azaltmak için zamanımız gittikçe tükenirken, bugün hala iklim zirvelerinde (!) krizin varlığını, koyulan hedefleri ve bunlara herkesin uyması gerektiğini konuşmaktan öteye geçemiyoruz. Çünkü gerçekten harekete geçmek, “mış gibi” yapmaktan çok daha maliyetli ve ne yazık ki milyarlarca insanı etkileyecek bu önemli kararları, sermayenin büyük kısmını elinde tutan bir avuç ayrıcalıklı insan, sadece kendi faydalarını gözeterek veriyor. Bu ayrıcalıklı kesim, büyüme ve kârlılık uğruna yapılan çevresel yıkımın baş sorumlusu olsa da iklim krizinin sonuçlarından en az kendisinin etkileneceğinin farkında. Daha da utanç verici olan, aynı kesimin yeşil tüketicilik yoluyla, bu krizi bile kendisi için fırsata çevirmesi. Oysa ki hikâyenin en başında, doğayı metalaştırarak sömüren onlardı.

Doğanın metalaştırılması, insanların doğanın sunduklarına erişebilme gücü ve kapasitesinin satın alma güçlerine bağlı olması anlamına gelir. Bu da kaçınılmaz olarak özellikle sınıf, ırk ve cinsiyet rolleri arasındaki çevresel eşitsizliği derinleştirir. Çevre dostu ürünlerin ekstra maliyetini ödeyenler kendi sorumluluklarını yerine getirdiklerini öne sürerken,  bunu karşılayamayanlar giderek sorunun bir parçası olarak şeytanlaştırılır. (Corporate Watch, 2018) Gelinen noktada iklim krizine çözüm olarak sunulan ve tanımı piyasa tarafından yapılan “sürdürülebilirlik” kavramı bile sınıfsal hale gelmiştir. Bunun en çok hissedildiği sektörlerden biri de tekstil endüstrisidir.

Sadece bir tişört mü? Bir daha düşünün.

Bir tekstil ürünü bize ulaşmadan önce; bol miktarda su, enerji ve kimyasalın kullanıldığı, kimi zaman dünyanın farklı yerlerini dolaştığı, içinde birçok insanın emeğinin olduğu uzun bir üretim sürecinden geçer. Tekstil tedarik zincirinin bu uzun ve karmaşık yapısı, sebep olunan sosyal ve çevresel sömürünün gözlerden uzak, kapalı kapılar ardında kalmasına sebep olur.

Bir pamuk tişörtü ele alalım. Pamuk önce tarlada yetiştirilir. Pamuk tarımı sırasında, çok büyük miktarda su ve tarım ilacı kullanılır. Bu tarım ilaçları toprağın verimliliğini düşürürken, tarım işçisinin sağlığını tehlikeye atar. Pamuk çeşitli makineler aracılığıyla işlenerek, iplik ve daha sonra kumaş formuna getirilir ve renklendirmek, estetik ve konfor özellikleri kazandırmak için ıslak işlem denen boyama, baskı ve terbiye işlemlerinden geçirilir. Bu işlemler sırasında çok miktarda, su, ısı, enerji ve kimyasal kullanılır. Eğer fabrikanın sağlıklı çalışan bir arıtma tesisi yoksa atık kimyasallar doğrudan en yakın su kaynağına bırakılır.

Sektörün neden olduğu çevresel yıkım, yapılan araştırmalarla da ispatlanmıştır. Bu çalışmalara göre; tekstil, küresel karbondioksit salınımının %10’undan ve endüstriyel su kirliliğinin %20’sinden tek başına sorumludur. (Niinimäki, et al., 2020)

Kumaş üretiminden sonra, tedarik zincirindeki en yoğun işgücünün olduğu yere, kesim/dikim yani konfeksiyon aşamasına gelinir. Tekstil işçileri dünyada en az kazanan kesimlerden biridir. Bunu ürünlerin fiyatlarından da anlamak mümkün: ham madde ve enerji fiyatları artarken, giysilerimizi 20 sene öncesine göre çok daha düşük fiyatlara satın alabiliyoruz. Bu fiyatları yakalamak için maliyet kesintisi yapılabilecek tek bir kalem var: işçilik. Tekstildeki seri üretimin hızlı ve özensiz yapısı, terzilik gibi ustalık gerektiren bir zanaata gerek duymazken, bizi kötü dikilmiş, henüz raftayken sökülmeye başlayan ve birkaç yıkama sonrası kullanılamayacak duruma gelen giysilere mahkûm eder. Burada değersizleştirilen ve sömürülen ise tekstil işçilerinin emeğidir.

Ürünler dikilip, paketlenip bize ulaştırıldıktan sonra da ne yazık ki hikâyesi bitmez. Eğer ürün sentetik elyaf içerikliyse, her yıkamada, şebeke suyuna milyonlarca mikro plastik salınır. Bu mikro plastikler, şebeke suyunun en yakın deniz veya okyanusa dökülmesiyle bizim besin zincirimize kadar ulaşır. Yapılan çalışmalar, okyanuslardaki plastik kirliliğinin %35’inin tekstil kaynaklı olduğunu gösteriyor. (Niinimäki, et al., 2020)

Çoğu ürünün yaşamı, kalitesizlikleri ve hızla değişen trende ayak uydurma isteğimiz yüzünden, birkaç kullanım sonrasında atıldığı çöp dağlarında son buluyor. Geri dönüşüm vaadiyle markaların bizden topladıkları kıyafetlerin sonu ise genellikle yakılma oluyor. Bu da onca kaynağın ve emeğin kül olması demek.

Aynı sistem ama daha süslüsü: Yeşil Tüketicilik

Toplumdaki uyanışı fark eden iş dünyası, satışlarını kaybetmemek için yeni bir yol buldu: Yeşil Tüketicilik. ‘Tüketicilerin’ doğal çevreye zarar vermediği iddia edilen ürünleri satın alması diye özetlenebilecek bu kavram, çevresel yıkıma karşı çıkmak ya da kapitalist aşırı tüketim modelini sorgulamak yerine genellikle ‘pahalı’ yeşil ürünlerin olduğu yeni pazar talebi yaratır. (Corporate Watch, 2018)

Bunun örneğini, hızlı moda markalarının “sürdürülebilir” koleksiyonlarında görüyoruz. Bir tişörtün yolculuğu ile tanık olduğumuz, materyalden kullanım sonrasına uzanan çevresel ve sosyal etkiyi, sadece geri dönüştürülebilir kargo poşeti kullanarak veya ürünün içeriğine eser miktarda organik pamuk veya geri dönüştürülmüş polyester koyarak çözdüğünü iddia eden bu markalar, gerçek sürdürülebilirlikten çok uzaktalar. İşin daha da kötü yanı, yapay bir çözüm algısı yaratıp, sorunun kapalı kapılar ardında hala devam etmesine sebep olmaları.

Gerçek Çözüm:

Peki endüstrinin, kişisel fedakârlık göstermeden veya ‘parasını ödemeden’ doğa dostu ve sömürü karşıtı tercihler yapmayı imkânsız kılan bu sistemine karşı biz ne yapabiliriz?

Öncelikle en sürdürülebilir tercih hali hazırda dolabımızda var olan giysilerimizdir. Giysilerimizin kullanım süresini arttırarak çevresel etkilerini azaltabiliriz. Sıfırdan bir ürün almak yerine; ödünç alma, takas, ikinci el, tamir, ileri dönüşüm seçeneklerini değerlendirebiliriz. İlla ki yeni bir ürün alacaksak, çevresel ve sosyal etkisini gözeten, daha küçük, yerel markaları tercih edebiliriz. Bir ürünü almadan önce, iç dikişinde yer alan etiketini okuyarak materyalini tanıyıp,  (organik pamuk mu yoksa polyester mi?) dikişlerini biraz çekiştirerek sağlamlığını test edebiliriz.

Unutmamız gereken en önemli şey:

Çevresel risk ve faydaların adil dağıtılmadığı dünyamızda, bir avuç ayrıcalıklı insanın iklim krizinden kendilerinin de etkilenip doğru kararı vermelerini umarak zaman kaybedemeyiz. Sadece kişisel gündelik tercihlerimizle çevresel çöküşü engelleyemeyeceğimizi, asıl sorumluluk sahiplerinin elini taşına altına koyması gerektiğini anlamalıyız. Bunun için de kolektif olarak sesimizi yükseltip, markalardan, yerel yönetimlerden, devletlerden, devlet üstü kurumlardan hakkımız olanı talep etmeliyiz: herkes için iklim adaleti

Kaynakça

Corporate Watch, 2018. Eşitsizlik, Adaletsizlik ve Küresel Güney. %1 içindeA’dan Z’ye Yeşil Kapitalizm. basım yeri bilinmiyor:Yeni İnsan Yayınevi, p. 16.

Corporate Watch, 2018. ‘Yeşil’ veya ‘Etik’ Tüketicilik. %1 içindeA’dan Z’ye Yeşil Kapitalizm. basım yeri bilinmiyor:Yeni İnsan Yayınevi, p. 69.

Niinimäki, K. ve diğerleri, 2020. The environmental price of fast fashion. Nature Reviews, Earth & Environment, pp. 189-200.

İlginizi Çekebilir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.