İyilik & Sağlık Olsun – Sürdürülebilir Moda Dosyası

iyilik saglik olsun

01/09/2021 | 4 dk okuma süresi

İyilik & Sağlık Dergisi’nin 2021-Kasım & Aralık sayısında yer alan “Sürdürülebilir Moda” dosyasında, Fashion Revolution Türkiye’yi temsilen ben de yer aldım. Röportajın içeriğine buradan ulaşabilirsiniz.

Tekstilde sürdürülebilirlik neyi ifade ediyor?

Tekstilde sürdürülebilirlik kavramının tek ve sınırları çizilmiş bir tanımı yok. Bu sayede markalar yaptıkları en ufak iyileştirmeyi bile ne yazık ki “sürdürülebilirlik” adı altında pazarlayabiliyor. En kapsamlı haliyle sürdürülebilir tekstili, “en az çevresel zarar ve en fazla sosyal fayda” olarak tanımlayabiliriz. Burada firmaların etki analizi yapmaları oldukça önemli; çalışmalarını en fazla zarar verilen veya en fazla fayda yaratılabilecek alana odaklamaları gerekiyor. Örneğin bir tekstil boyahanesi, yeni üretim teknolojileri ile su kullanımını veya güneş/rüzgâr gibi temiz enerji kaynakları ile karbon salınımını azaltabilir. Bir konfeksiyon işletmesi, çalışanlarına adil yaşam ücreti ve insanca çalışma koşulları sağlayarak sosyal faydasını arttırabilir. Diğer yandan bir moda markası; çevreye en fazla zararı üretim aşamalarında çıkan atığını yönetemediği için veriyorsa ancak “sürdürülebilirlik çalışmaları” altında sadece ürünlerinin üzerindeki karton etiket için geri dönüştürülmüş malzeme kullanmakla yetiniyorsa; buna pozitif etki değil, yeşil aklama (green washing) diyoruz.

Son donemde sürdürülebilirlik birçok firma tarafından kullanılan bir kavram. Kimi zaman çok da fazla çalışma yapılmıyor olsa da trend olarak algılanarak kullanılabiliyor. Tüketicilerin alışveriş tercihlerinde doğru bir yaklaşım sergileyebilmeleri için bu konuda nelere dikkat etmeleri gerekiyor?

Sürdürülebilirlik kavramının bir “trend” haline gelmesi, bu konuda hiçbir çalışması olmayan markaların bahsettiğim yeşil aklama tuzağına düşmelerine sebep oluyor. Bir mağazaya giriyorsunuz, “çevre-dostu”, “sürdürülebilir”, “sorumlu” veya “organik” adı altında satılan ürünler görüyorsunuz. Ancak bu ürünlerin yan dikişlerinde yer alan içerik etiketine baktığınızda aslında ürünün “10% organik pamuk, %90 polyester” den üretildiğini fark ediyorsunuz. Polyester, petrolden elde edildiği ve mikro plastik kirliliğine sebep olduğu için sürdürülebilir veya çevre dostu bir materyal değil. Ama marka, çok az miktarda kullandığı organik pamuktan yola çıkarak, ürününü “çevre dostu” ilan edebiliyor. Bu nedenle müşteriler olarak ilk yapmamız gereken, satın aldığımız ürünün içerik etiketini okumak ve ne aldığımızın farkına varmak.

Hızlı üretim-tüketim döngüsünün sonucu olarak kalitesiz ve dayanıksız kıyafetler karşımıza çıkıyor. Bir ürün alıyoruz, 2-3 yıkamadan sonra giyilemeyecek hale geliyor ve onu atıp yeni bir ürün daha alıyoruz. Bazı markalar öyle kalitesiz giysileri üretiyor ki henüz mağazadayken dikişlerinin sökülmeye başladığını fark ediyorsunuz. Müşteriler olarak ikinci dikkat etmemiz gereken konu ürünlerin sağlamlığı. Alırken iç dikişlerinin düzgün olduğundan emin olmak, hatta biraz çekiştirerek sağlamlıklarını test etmek gerekiyor.

Hepsinden önemlisi, belki de en çok dikkat etmemiz gereken konu, giysilerimizin kullanım süresini arttırmak ve uzun süre kullanacağımız kıyafetleri satın almak. Bir giysiyi daha uzun kullanarak, yaratılan çevresel etkiyi %30-40 oranında azaltabiliyoruz. Yani, en sürdürülebilir giysi, zaten dolabımızda var olan giysimizdir. Ayrıca; ikinci el, takas ve kiralama gibi seçenekler de çevresel etkimizi azaltmamıza katkı sağlayabilir.

Türkiye tekstil firmaları için yapılması gerekenler, fırsat ve tehditler ile ilgili gözlemleriniz neler?

Dünya’nın en büyük tekstil ve hazır giyim ihracatçılarından biri olan Türkiye, sektörde oldukça büyük bir etki gücüne sahip. Hali hazırda Avrupa ve Amerika’ya ihracat yapan üreticilerimiz arasında, sürdürülebilirlik konusunda çalışmalar yapan ve bu alana kaynak ayıran firmalarımız var. Yani etik ve ekolojik üretim gündemimize yeni gelen bir konu değil, bu alanda ciddi bir bilgi birikimine ve teknolojiye sahibiz. Ancak, sektörün fiyat ve dolayısıyla maliyet odaklı yapısı, kimi zaman doğrusunu bildiğimiz yanlış uygulamaları izlememize neden olabiliyor. Burada sorumluluğu tek başına üreticiye yıkmak doğru bir yaklaşım değil. Markaların sürdürülebilirlik alanındaki talepleri ve verdikleri hedef maliyetler birbirleriyle uyumlu olmadan, sektörde kalıcı bir değişim sağlanamaz.

Büyük markalarımız ise sürdürülebilirlik yolculuklarında üreticilerimizden ne yazık ki çok daha geri durumda. Çoğu marka için sürdürülebilirlik, sektörde yaygın olan materyalleri satın alıp kullanmak anlamına geliyor. Bu markalar, maliyet artışına neden olabilecek her türlü yenilik ve teknolojiden uzak durmaya çalışıyor. Ancak özellikle genç müşteriler arasında yükselen ekolojik ve sosyal kaygılar, bu “daha fazla satış için fiyat odaklı yaklaşım”ı geçersiz kılmaya başladı. Şeffaf, çevreci ve etik bir tedarik zincirine yatırım yapmayan markaların uzun ömürlü olabileceklerini düşünmüyorum.

Sektörde büyük markalar dışında, sürdürülebilirliği ilk günden odağına alan daha küçük ölçekli markalar da mevcut. Bu markalar, bilinçli olarak operasyonlarını yalın tutuyor, çevresel etkilerini en aza indirmek ve sosyal fayda yaratmak için çalışıyorlar. Müşterileriyle aşırı tüketim veya ayda bir değişen trendler üzerinden değil, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için ortak meseleler üzerinden iletişim kuruyorlar. Sürdürülebilir bir tekstil sektörünün bel kemiğini bu markaların oluşturacağına inanıyorum.

Fashion Revolution Hareketi’nden bahseder misiniz?

Fashion Revolution, 2013’te 1134 tekstil işçisinin ölümüyle sonuçlanan “Rana Plaza Faciası” sonrasında, moda sektöründen bir grup insanın, insan hayatı ve gezegenin geleceği pahasına sürekli daha çok ve daha hızlı üretim talep eden sistemi reddetmesiyle başladı. Çıkış noktası, tüketiciyi çok basit bir soru sormaya teşvik etmekti: “Giysilerimi Kim Üretti?” Bu sorunun amacı, uzun ve karmaşık tedarik zincirinde varlıklarından bihaber olduğumuz tekstil işçilerini ve çalışma koşullarını görünür hale getirmek, firmalardan operasyonları hakkında daha şeffaf olmalarını talep etmekti.

Bugün Fashion Revolution; doğayı koruyup onaran, insanı büyüme ve kârlılıktan üstün tutan bir moda endüstrisi için, dünyanın dört bir yanındaki gönüllülerin katkısıyla küresel bir hareket haline geldi. Her sene Rana Plaza faciasının yıldönümü olan 24 Nisan haftasında, Türkiye dahil birçok ülkede “Fashion Revolution Week” adı altında, daha ekolojik ve etik bir tekstil sektörü için etkinlikler gerçekleştiriliyor. Ayrıca, küresel markaların tedarik zincirleri hakkında ne kadar bilgi paylaştıklarını ortaya koyan “Şeffaflık Endeksi” hazırlanıp, kamuoyuyla paylaşılıyor.

Fashion Revolution hareketi, 2016 yılından beri Türkiye’de varlık gösteriyor ancak son 1,5 senedir daha aktif durumda. Çalışmalarımız gönüllülük esasıyla ilerliyor. FR Türkiye olarak vizyonumuzu “Bilgi ve tecrübe paylaşımı yaparak sürdürülebilir moda/tekstil bilincini yaygınlaştırmak, üretim ve tüketim şeklimizi dönüştürerek sektörün çevresel ve sosyal etkilerini iyileştirmek” olarak belirledik. Ekibe katılmak veya çalışmalarımızdan haberdar olmak isteyenler bize sosyal medya hesaplarımızdan veya web sitemizdeki iletişim formu üzerinden ulaşabilir.

İlginizi Çekebilir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.