Sürdürülebilirlik Yolunda Hammadde Seçimi

0

Sürdürülebilir bir moda markası olmak; tasarımdan üretime, lojistikten satış/pazarlamaya kadar uzanan, uzun ve meşakkatli bir yoldan geçiyor. Markaların, devam eden işleyişlerini bu yeni sisteme entegre edebilmeleri kısa vadede çok zor ancak kendilerine bir başlangıç çizgisi belirlemek ve bu çizgiden hareketle var oluş nedenlerinden organizasyonlarına kadar tüm bileşenlerini yeniden gözden geçirmek zorundalar. Sürdürülebilirlik yolunda hammadde seçimi, bu serüvene başlamak için en doğru noktalardan bir tanesi.

Tekstil üretiminde kullanılan hammaddeler; giydiğimiz giysiler haline gelene kadar çeşitli kimyasal ve mekanik işlemlerden geçer. İşlemlerin her biri doğal kaynak, su ve enerji tüketimi anlamına gelir. Hatta bu hammaddelerin çevreye olan etkileri, kıyafet haline geldikten sonra, bizler kullanırken bile hala devam eder. Bu nedenle; sürdürülebilirlik amacıyla yola çıkan markalar için kullandıkları materyaller büyük önem taşıyor.

Materyal seçimi; sentetik yerine doğal tekstil liflerinin kullanılması kadar basit değil. Pamuk, yün, ipek gibi doğal hammaddelerin de petrolden elde edilen sentetik lifler gibi birçok avantaj ve dezavantajları var. Bu dezavantajların azaltılması için her gün yeni çalışmalar yapılıyor, hatta hayatımıza daha önce isimlerini duymadığımız yeni hammaddeler giriyor. Sürdürülebilir tekstil üretiminin gittikçe daha da önem kazanacağı yakın gelecekte, kıyafetlerimizin içerik etiketlerinde alışık olmadığımız yeni terimlerle karşılaşacağız:

Organik Pamuk:

5000 yıllık geçmişi olan pamuk, Dünya’da en çok tüketilen tekstil hammaddelerinden bir tanesi. Pamuktan elde edilen kıyafetlerin ter emici özellikleri nedeniyle kullanım konforu sağlaması, doğal olması ve bu sayede çoğu bünyede alerjik reaksiyon göstermemesi, görece olarak ucuz oluşu ve kolay bakımı; neden bu kadar çok tüketildiğini açıklıyor. Ancak pamuk, görüldüğü kadar masum değil.

Özbekistan’da kontrolsüzce yetiştirilen pamuk, Aral Gölü’nün  %90’ının kurumasında büyük rol sahibi.

Üretiminde kullanılan, böcek ve zararlı otları uzaklaştırmaya yarayan kimyasallar, yetiştirildiği toprağın yapısını bozuyor, biyolojik çeşitliliği azaltıyor ve çalışan işçinin sağlığını kansere yol açabilecek kadar etkileyebiliyor. Ayrıca; yetiştirilmesi sırasında kullanılan su miktarı inanılmaz ölçüleri bulabiliyor. Örnek vermek gerekirse; 1 jean’i üretmek için ihtiyaç duyulan yaklaşık 1 kg pamuk eldesinde 7000-29000 lt su harcanıyor. Özbekistan’da kontrolsüzce yetiştirilen pamuk, Aral Gölü’nün  %90’ının kurumasında büyük rol sahibi. Tüm bu çevresel etkiler için sektörün çözümü: organik pamuk.

Konvansiyonel pamuğa göre çok daha pahalı olan organik pamuk; haşere ve zararlı otları uzaklaştırmak için doğadan yardım alıyor. Yetiştirilirken toprağın yapısı bozulmadığı için daha az suya ihtiyacı var ve %50 oranında daha verimli. Ancak; pamuğun tekstilde kullanılabilir hale getirilmesi için yine aynı kimyasal ve fiziksel işlemlere ihtiyaç duyuluyor. Bu da hiçbir yöntemin %100 doğa dostu olmadığının bir göstergesi. Pamuktan yapılan kıyafetlerin temizliği için yüksek derecelerde yıkama yapmanın gerekliliği de bu materyalin doğaya olan dezavantajlarından.

Bamboo:

Hızlı büyüyen bambu bitkisinden elde edilen bu materyal, pamuğa nazaran daha az kimyasala ihtiyaç duyması ve daha ucuz olması nedeniyle gündeme gelmiştir. Ancak üretimi sırasında çok miktarda enerjiye ihtiyaç duyar ve kirliliğe neden olur.

Lyocell (Tencel):

Birçok markanın sürdürülebilirlik alanında can simidi olarak gördüğü Lyocell; yapısı bakımından viscose’a benzer ancak daha doğa dostu versiyonudur. Pamuk gibi teri emebilen özelliğe, sentetik materyaller gibi sağlam bir yapıya sahiptir. Yıkaması ve bakımı kolaydır ve ütüye ihtiyaç duymaz. Su ve kimyasal tüketiminin az olması en önemli avantajlarından. Ancak hala enerji tüketimi yüksek ve bu konuda gelişime ihtiyaç duyuyor.

Kenevir:

6000 yıllık geçmişe sahip olan ama günümüzde pek sık duymadığımız kenevirin, 2. Dünya Savaşı sırasında marijuana nedeniyle üretimi yasaklanmıştı. (Amerika ve Fransa dahil Batı Avrupa’da) Daha sonra kontrollü olarak başlayan üretimle tekrardan hayat bulan kenevir, hızlı büyümesi, pamuktan daha az suya ihtiyaç duyması, böcek ve zararlı otlar için çekici olmaması (ve dolayısıyla kimyasala ihtiyaç duymaması) gibi birçok avantaja sahip. Ayrıca; havadaki karbondioksiti ağaçlardan 5 kat daha fazla temizleme özelliği var. Halat ve yelken yapımında kullanılan kenevir, son yıllarda yapılan geliştirmelerle daha ince materyallerin üretiminde de kullanılmaya başlandı. Ancak lif eldesinin çok zor olması ve bu işlemlerin lif yapısını bir hayli zayıflatması kullanımının çok sınırlı kalmasına neden oluyor.

Yeni araştırmalar ve teknolojiler, daha sürdürülebilir hammaddeleri hayatımıza kazandırsa da; her yeni üretim kaynağa, enerjiye ve kimyasal işlemlere ihtiyaç duyar. En doğa dostu materyallerin bile işlenmesinin Dünya’mıza bir bedeli vardır. Bu da kontrolsüz tüketimi kısıtlamadan yapılan hiçbir inovasyonun çevresel olarak yeterli bir katkı sağlayamayacağını gösteriyor. Bu yüzden atılacak en önemli adım önce az sonra bilinçli tüketimdir.

 

Sustainable Fashion Past, Present and Future; Colleen Hill and Jennifer Farley Gordon; Bloomsbury, 2014.
http://textileguide.chemsec.org/find/get-familiar-with-your-textile-production-processes/
http://www.keyword-suggestions.com/YmFtYm9vIGZpYnJl/
https://www.gineersnow.com/engineering/hemp-fibers-better-graphene

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.