SOSYAL MEDYA ve MARKA MANİPÜLASYONU

0

Yeni Toplum Baskısı: Sosyal Medya

Neye göre yaşıyoruz: Ailemizin öğrettikleri? Değerlerimiz? Toplum kuralları? İnternetin icadıyla başlayıp sosyal medyayla en üst seviyeye ulaşan İletişim Çağı’nda “Kendi kafama göre yaşıyorum!” diyebilecek kaç insan vardır? Artık “o kadar da” etkili olmadığını düşündüğümüz toplum baskısı, kimlik değiştirip hala hayatımızda varlığını sürdürüyor olabilir mi? Hem de eskisinden çok daha etkili ve sinsi bir şekilde…

Sabah, daha yatağınızdan kalkmadan sosyal medyaya göz atanlardansanız, kulübe hoş geldiniz. Uyanır uyanmaz, takip ettiğimiz markaların reklam kampanyaları ve arkadaşlarımızın “görmemizi istedikleri” hayatlarıyla haşır neşir oluyoruz. Hem de henüz “kendi” günümüze başlamadan… İş yerinde; geçirdiğimiz yorucu saatlerin arasında, kafamızı dağıtmak için elimiz yine telefona gidiyor. Akşam arkadaşlarla ayak üstü bir şeyler içmeye gidiyoruz ve bu değerli anları sosyal medyada paylaşmak istiyoruz. Tatildeyiz; anı yaşamaktan çok doğru kareyi bulmak için uğraşıyoruz. Ne kadar mutlu olduğumuzu, eğlendiğimizi, neler yiyip içtiğimizi, ne kadar çok insanla görüştüğümüzü, ne sıklıkla tatile çıkıp gezdiğimizi herkes görsün istiyoruz; adeta kimse bilmezse hiç yaşanmamış olacak gibi…

Belki de siz sosyal medyayı kararında ve faydalı bir şekilde kullanıyorsunuz; senelerdir görmediğiniz arkadaşlarınızdan haber alıyor, ülke ve dünya gündemini takip ediyor, işinizle alakalı markaların faaliyetlerini inceliyor, ve hatta sosyal medya üzerinden para kazanıyorsunuz. Çok mutlu olduğunuz anları ölümsüzleştirerek hesabınızda yayınlıyor,  sevdiklerinizle paylaşıyorsunuz.

Peki; sosyal medyadaki “Kim daha hakkını vererek yaşıyor” yarışında, maruz kaldığınız yüzlerce gereksiz bilginin ekranınızda ve dolayısıyla aklınızda kapladığı alan konusunda ne yapıyorsunuz?

Herkes tatil fotoğrafları yayınlarken, siz şehirde kös kös çalışmak zorunda mısınız? Yaşıtlarınız çoktan evlendi, birer birer çoluk çocuğa karışıyor, siz çok mu geç kaldınız? Arkadaşlarınız, hem iş hem spor hem gezme tozmalara vakit ayırabilirken, sizin tek yapabildiğiniz kendinizi güçlükle eve atıp, posanız çıkmış bir şekilde uyumak mı? Akşamları, herkes Tereyağı ve Prosecco’lu poşe ıstakoz yerken, siz pilav üstü kuru mu yiyorsunuz? Başkalarının “mükemmel” hayatlarını görmek canınızı sıkmaya mı başladı? Sağladığı faydalardan dolayı hesabınızı kapatamıyorsunuz ve hayır, herkesi “unfollow” edemezsiniz, çünkü her gün yüz yüze baktığınız kişileri takip etmek ve gönderilerini beğenmek durumdasınız, bu yeni bir “Toplum Kuralı”.

Bağımlılığın Nedeni: Statü Endişesi

Sürekli bize nasıl yaşamamız gerektiğini dikte eden sosyal medya, sanıldığının aksine bir iletişim aracı değil; daha çok bir pazarlama aracıdır. Hem markalar hem de kişiler tarafından bir ürünün ya da yaşam tarzının pazarlamasını yapmaya yarar. Aslında farkında olmadan bizim de yaptığımız, yaşamlarımızın bir çeşit pazarlaması değil mi? Peki, bütün bunların nedeni, insanlığın çok eskiden beri süregelen bir sorunu olan “Statü Endişesi” olabilir mi?

Statü, kişinin toplumdaki konumunu ifade eder. Hepimiz, toplum tarafından kabul ve saygı görmeye ihtiyaç duyarız. Bu nedenle farkında olalım olmayalım, hepimizin bilinçaltında statü endişesi vardır. Sosyal medya ise sürekli başkalarının hayatlarını gözümüze sokarak, statü endişesinin tetiklenmesine neden olur. Başkalarıyla kendimizi karşılaştırma ve “daha güzel yaşama” yarışı, bizi daha sıkı takip etmeye ve “hayatımızı” daha çok paylaşmaya iter. Tüm bunlar; yaptığımızın gönderilerin içeriğine, takip ettiğimiz hesaplara, beğendiğimiz fotoğraflara ve sonunda hayattaki tercihlerimize yansır; sosyal medya tarafından manipüle ediliriz. Yiyip içtiklerimizden, giydiklerimize ve dış görünüşümüze; izlediğimiz filmlerden okuduğumuz kitaplara kadar topluma, daha doğrusu sosyal medyadaki topluma ayak uydurmak isteriz. Yani; sosyal medyadaki toplum baskısı hayatımızı şekillendirmeye başlar.

Statü endişesi gibi uzun süredir insanoğlunun genlerinde var olan ve içgüdüsel bir olgudan beslenen sosyal medyaya olan bağımlılığımız ve üzerimizde etkisi, aslında çok doğal. Bunu bir problem olarak görmekten vazgeçip, onunla yaşamayı öğrenmemiz lazım. İlk adım, paylaştığımız daha doğrusu “pazarladığımız” ve “bize pazarlanan” konulara ve içeriklerine dikkat etmek olabilir.

Farkına Varmak: Marka Manipülasyonu

Sosyal medya, artık markaların öncelikli pazarlama aracı. Her bir müşteriye tek tek ulaşma fırsatı yakalayan markalar; pek de eski sayılmayan bu alana inanılmaz yatırımlar yaparken, sosyal medya bağımlılığımıza güveniyorlar. Öyle ki; bu potansiyel kendi meslek gruplarını doğurmuş durumda: yeni nesil “celebrity” blogger’lar, sosyal medya fenomenleri, sosyal medya danışmaları vs. bunca yatırım ve emek tek bir amaç için aslında: tüketicilerin dikkatini istenilen yöne çekmek. Maalesef bu aşırı dozdaki ulaşılabilirlik ve iletişim bizleri manipülasyona hiç olmadığımız kadar açık bir hale getiriyor.

Büyük markaların, sosyal medya hesaplarında yarattıkları dünyanın amacı; bize sahip olmak isteyeceğimiz bir hayat tarzı sunmak. Sunulan ürünü/hizmeti satın aldığımızda yaşayacağımız haz ve tatmini resmederek tüketim güdümüzü besleyen markalar, toplumdaki sosyal farkındalığın artmasıyla beraber rotalarını yeni limanlara çevirdi. Özellikle; son dönemde markaların “trend” olarak gördüğü sürdürülebilirlik, çevre dostu ve insan haklarına duyarlı üretim gibi konulardaki faaliyetlerini, sosyal medyada olduğundan çok daha farklı göstermeleri, algı karışıklığına hatta söz yerindeyse insanları kandırmaya kadar uzanabiliyor. Uzun ve anlaşılması zor, teknik terimlerle süslü sürdürülebilirlik raporları yayınlamak, sözde üreticilerindeki mutlu insanların fotoğraflarını paylaşmak, hiç kimseye bir faydası olmayan “Sürdürülebilirlik Etkinlikleri” düzenlemek bu markaların sıklıkla başvurduğu yöntemler. Görsellerle desteklenerek aynı mesajın sürekli olarak yayınlamaları sayesinde de maalesef amaçlarına büyük oranda ulaşıyorlar.

Bizim üzerimize düşen; bir hikayeye inanmadan/onu paylaşmadan önce; anlatılanları akıl süzgecinden geçirerek sorgulamak. Günümüzün sanal ve güdü odaklı ortamında; araştırma yapma ve düşünme seçeneğimiz olduğunu unutmamız ve bu yeteneklerimizi sonuna kadar kullanmamız gerekiyor. Yoksa; bize sunulan pırıltılı dünyanın arkasındaki gerçeklerle yüz yüze gelişimiz çok geç olacak ve sonuçları önlemeyecek dereceye varacaktır.

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.