Sürdürülebilir Moda vs. Fast-Fashion

0

Tekstil, Dünya’yı en çok kirleten sektörlerde, Petrol Endüstrisi’nden sonra ikinci sırada yer alıyor. Hammadde eldesi, üretim aşamaları, tüketiciye ulaştırılması, kullanımı ve kullanım sonrası da dahil olmak üzere her seviyede, çevreye ciddi zararlar verirken çalışma koşulları ve çocuk işçi çalıştırılması açısından da sosyal etkisi küçümsenemeyecek kadar çok. Tüm aşamalar göz önünde bulundurulduğunda organik pamuk tercih etmenin ya da sezon sonunda kullanılmayan giysileri geri dönüşüm kutusuna atmanın etkisi devede kulak kalıyor.

Fast-fashion (diğer bir deyişle Mc Fashion), tetiklediği ucuz modaya olan taleple, maliyetlerin azaltılması baskısını da beraberinde getiriyor. Bunun uğruna feda edilenlerse ürün kalitesi, insanca çalışma koşulları ve çevreye olan duyarlılık. Tüketiciler olarak hikayenin çok az bir bölümü hakkında bilgi sahibiyiz. Satın aldığımız ürünlerin etiketlerinde yazmayan gerçek maliyetleri bizim cebimizden çıkandan çok daha fazla.

Örneğin; elbisenizin iç etiketindeki açıklama “Made in Bangladesh” der ama bunu üreten işçinin 2013’de Rana Plaza’nın çökmesi sonucu ölen 1100 kişiden biri olduğunu söylemez.[1] İçeriğine bakınca %100 Pamuk olduğunu görüp, gönül rahatlığıyla aldığınız tek bir tshirt için 2700 litre su harcandığından haberiniz olmayabilir.[2] Hatta, moda endüstrisinin Dünya’ya salınan sera gazlarından sorumlu en büyük sektörlerden biri olduğunu bilseniz, muhtemelen ucuz diye aldığınız hiçbir giysinizin, iklim değişikliğine değmeyeceğine karar verirsiniz.[3] Ucuz modanın maliyeti sandığımız kadar düşük değil, sadece üstünü bizim yerimize doğa ve tekstil sektöründe sömürülen işçiler ödüyor.

Fast-fashion tırnaklarını Dünya’ya ve bize bu kadar derinden geçirmişken, satın alma alışkanlıklarımızı değiştirmemiz, ucuz ve kalitesiz modaya rakip olabilecek alternatif bir sistemi hayata geçirmemiz şart. Bu noktada “Sürdürülebilir Tekstil” yol göstericimiz olabilir.

Aslında “Sürdürülebilir Tekstil” teriminin kalıplaşmış bir tanımı yok; farklı bakış açılarına, daha doğrusu odağınıza aldığınız konuya göre birçok farklı açıklaması yapılabilir. Karbon salınımı ve iklim değişikliğini göz önüne alırsanız; geri dönüşümlü ve organik hammadde kullanımı, su tasarrufu, temiz enerji kaynakları ve zararlı kimyasalları üretim süreçlerinden çıkarma gibi maddelere yoğunlaşırken; çalışma koşulları ve insan hakları açısından yaklaşırsanız; işçi ücretleri, çocuk işçi çalıştırmama, iş yeri güvenliği gibi konular önceliğiniz haline gelecektir. Tanımı, bunların hepsini ve daha fazlasını kapsayan bu terimi kısaca ve çok genel bir şekilde; çevreye verilen zararı minimuma indirmek ve sosyal katkıyı maksimuma çıkarmak olarak düşünebiliriz.

Ürünün tasarımından başlayarak, hammadde seçimi, üretim koşulları, dağıtım, kullanım ve kullanım sonrasını da içeren bir olgu olan sürdürülebilirlik, kamu baskısıyla birkaç büyük marka tarafından iş planlarına alınsa da bu konudaki aktiviteleri “daha az kötü” olmaktan ileri geçemiyor. Uzun ve karmaşık tedarik zincirlerinin hesabını veremeyen büyük firmalar, tüketiciye karşı yeterince şeffaf olamıyor. Üstüne bir de fiyat rekabeti eklenince ucuz modanın çevresel, sosyal ve ekonomik etkileri bizi ve Dünya’mızı gün geçtikçe daha fazla sömürüyor.

Şirketler üzerlerine düşen görevlerini erteleyedursun, sektör üzerinde asıl etki sahibi aslında tüketiciler, yani biziz. Ne satın aldığımızı daha çok araştırarak, ürünlerin nerede hangi koşullarda yapıldığını sorgulayarak ve şirketleri şeffaflığa zorlayarak etik ve ekolojik olmayan firmaları baskı altına alabiliriz. Hatta bunun için şimdiden pek çok kampanya yapıldı bile. GreenPeace’in yürüttüğü “Detox”[4] ve Fashion Revolution oluşumunun başlattığı “Who made my clothes?” (Giysilerimi kim üretti?) hareketi[5] bunlardan sadece birkaçı.

İşe, en önce kendimizle başlamamız gerekiyor. Satın alma ve kullanım alışkanlıklarımız ne kadar doğru? Gerçekten ne aldığımızı biliyor muyuz? Satın aldıklarımızın Dünya’ya maliyeti, etiketi kadar ucuz olabilir mi? Düşünmeden yaptığımız her alış-veriş, etkisini; yaşamak için günde 6 dolara 12 saat çalışmak zorunda olan bir çocukta, atık kimyasalların doğaya karışması nedeniyle yok olan bir canlı türünde ya da hava kirliliği nedeniyle maskesiz dolaşamayacak olan torunlarımızda gösterebilir.

Satın aldığımız her bir giysi fark yaratır. Bilinçlendirdiğiniz her bir insan fark yaratır. Büyük markalara sorduğumuz her bir soru fark yaratır.

Bir sonraki alışverişinizde etikette yazandan çok arka plandaki hikayeyi göz önünde bulundurmanız dileğiyle..

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.