Sürdürülebilirlik – Dünya’yı Tüketmek

0

Sınırlı kaynaklarımız artık sınırsız isteklerimizi karşılayamıyor. Dünya’mız patlama noktasında. Nüfus artış hızı, iklim değişikliği, kirlilik ve yok olan türler gün geçtikçe artarken sıranın bir gün bize geleceği çok da uzak bir düşünce değil artık. Petrol uğruna verilen savaşları gördükten sonra gıda, temiz su ve hatta temiz hava gibi temel ihtiyaçlar için yapılabilecekleri kestirmek çok da zor değil. Kaynakların bol olduğu zamanlarda bile açlıktan ölen insanların varlığı, hırsın ve acımasızlığın nerelere varabileceğinin en açık göstergesi. Bugün savaş nasıl normalleştirildiyse, o gün geldiğinde toplu katliamlar da o kadar doğal sayılacak. İşin daha da acı yani, petrolden elde edilen faydanın ikamesi var ama su, hava ve verimli toprak kaybedemeyeceğimiz kadar değerli.

İnsanoğlu, gezegeni ve birbirini bencilce sömürmeye devam ederken hala mutsuz, hala güvensiz, hala fakir. Globalleşme ise eşitsizliği daha da arttırarak daha iyi bir Dünya yaratma iddiasına yaklaşamadı bile. Yevmiyesi 6 dolar olan tekstil işçisi, günde 12 saat çalışarak çok uzaklardaki patronunu en zenginler listesinde ilk sıralara getirmeyi başarıyor. Bu iki uç arasında kalanlarınsa, içinde bulunulan rezaleti kabullenmesi ve ayak uydurabilmesi pek mümkün görünmüyor.

Neyse ki bunun için modern dünyanın bir uyuşturucusu var: Tüketim Çılgınlığı.

Mutsuzluğumuzu ve güvensizliğimizi, tüketim yaparak dindirmeye çalışırken, ihtiyacımız olmayan şeylere geçmişe göre çok daha ucuza ulaşabiliyoruz. Bu yaratılan sahte bolluğun arka bahçesinde olup bitenler Dünya’yı nasıl tükettiğimizi gün yüzüne çıkarıyor. GDO’lu gıdalar, zehirli oyuncaklar, ucuz, kalitesiz ve birkaç kere giyildikten sonra atılan giysilerin oluşturdukları dağlar, işgücü maliyetinin azaltılması adına ölene kadar çalıştırılan insanlar; hepsi bu sahte bolluğun hem nedeni hem de bedeli.

Uzmanlar, bu hızla yenisini yerine koymadan tüketmeye devam edersek, kaynaklarımızın bizi kaç sene daha idare edebileceğini hesaplayadursun, daha az zarar vermenin yollarını aramak ya da kötünün iyisini hedeflemek bizi kurtaracağa pek benzemiyor. Düşünce yapımızı, davranışlarımızı ve alışkanlıklarımızı kökten değiştirmemiz lazım. Bu noktada; son yıllarda daha da çok duyduğumuz “Sürdürülebilirlik”  kavramı başlangıç noktamız, çıkar yolumuz olabilir.

Vikipedi’de kelime anlamı “Daimi olma yeteneği” olarak geçen Sürdürülebilirlik, ne ekoloji ne de şirketlerin “Sürdürülebilir Kar” ya da “Sürdürülebilir Büyüme” adı altında yaptığı faaliyetlerle sınırlı. Tüm sektör ve alanlara uygulanabilecek hatta yeni bir dünya düzeni yaratırken yol gösterici olarak alınabilecek olan bu olgunun sosyal, çevresel ve ekonomik ayakları bulunuyor. Yani sadece karbon ayak izini azaltmak, sürdürülebilir olmak için yeterli değil. Hem üretime hem de tüketime sıfırdan, yepyeni bir bakış açısıyla yaklaşarak geleceğimizi yeniden inşa etmek zorundayız. Petrolün kullanılmadığı yenilenebilir enerji kaynakları, kimyasal ilaçlarla toprağın verimliliğinin yok edilmediği organik tarım, geri dönüşüm ile çöp dağları yaratılmasını engelleyen kapalı çevrime sahip ürünler, sahip olma çılgınlığına karşı çıkan paylaşım ekonomisi örnekleri umut verici olsa da henüz Dünya’ya zarar verme hızımızı yakalamaktan uzaklar.

Neyse ki büyük firmalar her zaman parayı takip eder. Bir kişinin bile alışkanlıklarını değiştirmesi ve bilinçli tüketime katkıda bulunması büyük bir hareketin başlangıcı olacaktır. Ürünlerin kalitesini, içeriğini, nerede, hangi koşullarda üretildiklerini sorguladıkça, büyük firmalar da değişime ayak uydurmak zorunda kalacak, başaramayanlar ise zamanla piyasadan silinecektir. Bu gücün farkında olmak ve tercihlerimizle sürdürülebilir yaşama katkıda bulunmak hepimizin Dünya’ya ve gelecek nesillere olan görevidir.

Bugünden başlayarak, satın alacağınız her şeyi 2 kere düşünün:  Dünya’nın ödediği bedele değer mi?

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.